Web sitemize hoşgeldiniz, 05 Ağustos 2022

”Prostat Adenokanseri” Adlı E-Kitap Yayında

Prof.Dr. Mesut Çetinkaya’nın son kitabı Prostat Adenokanseri, e-kitap olarak yayınlandı. E-kitap, aşağıdaki bağlantıdan incelenebilmekte ve ayrıca banka veya kredi kartı ile satın alma işlemi yapılabilmektedir. Türkiye satışlarında KDV dahil 300 TL, yurt dışı satışlarında ise KDV dahil 50 USD olarak ücretlendirilmektedir.

Google E-Kitap bağlantısı: https://books.google.com.tr/books?id=6QtyEAAAQBAJ&dq=prostat+adenokanseri&hl=tr&source=gbs_navlinks_s

Kitabın önsözü aşağıda paylaşılmaktadır.

GİRİŞ

-Prostat adenokanseri ile ilgili son yirmi yıldaki gelişmeler değerlendirildiğinde bunlardan birinin daha önce “çok düşük, düşük, orta ve yüksek risk gurubu” olarak yapılan guruplandırmanın ISUP (International Society of Urological Pathology) tarafından “ISUP Gleason Grade Group (GGG) 1,2,3,4,5” olarak guruplandırma olduğunu belirtebiliriz. Günlük pratik uygulamalarda her iki sınıflama da kullanılmaktadır. ISUP önerisinde Gleason Score (GS) 7 olan hastalar “ GGG 1 ve GGG 2 olarak ayrılmışlardır. Bundan başka GS 8 olanlar GGG 4, GS 9-10 olanlar GGG 5 olarak sınıflandırılmış olup GS ≤ 6 olanlar GGG 1 olarak kalmıştır. ISUP’nin yeni önerisi tüm dünyada henüz tam yaygınlaşmasa da Gleason skorlamasından daha yararlı olduğu belirtilmektedir.

-Son yirmi yılda gelişmelerden ikincisinin de klinik değerlendirmelere ve biyopsi sonuçlarına göre düşük risk gurubu olarak kabul edilen hastalarda “Aktif İzlem (Active Surveillance, AS) uygulamalarının yaygınlaştığı, uzun süreli sonuçlara göre çok düşük yada düşük risk gurubu hastalarda, hatta bazı otörlere göre seçilmiş orta risk gurubu hastalarda ilk tedavi tercihi olduğu söylenebilir. Bu sonuçlara rağmen literatür serilerinde Radikal Prostatektominin (RP) en sık düşük risk gurubu hastalarda uygulandığına rastlanmaktadır. Bu çelişki teknolojinin yatırımlarının zorlaması olarak yorumlanabilir.

-Önemli bir gelişme de prostat kanseri şüphelenilen kişilerde biyopsi öncesi “multi parametrik MRI, mpMRI” kullanımı olmuştur. Daha önce transrektal ultrasonugrafi (TRUS) eşliğinde yapılan biyopsilerin bir kısmının negatif sonuç vermesi ve hastada prostat kanseri şüphesinin devam etmesi sebebiyle 2. yada daha fazla seans biyopsi gerekliliği olmaktaydı. mpMRI ile değerlendirmelerde 2. yada daha fazla seans biyopsi gerekliliği tam olarak ortadan kalkmamasına rağmen biyopsi gerekip gerekmediği kararları daha rasyonel olarak verilebilmektedir. Buna rağmen mpMRI ile değerlendirme TRUS ile değerlendirmenin bütün olumsuz yada eksik yönlerini tam olarak giderememiştir. Örneğin mpMRI ile değerlendirmelerde düşük skorlu (PI-RADS 1,2) bir kısım hastalarda sistematik biyopsi ile (TRUS biyopsi ile) klinik önemli kanser (csPca) tespit edilebilmektedir. Bu sebeple biyopsi gerekli görülen hastalarda mpMRI ile sadece hedeflenmiş biyopsi (targeted biyopsi) yerine “mpMRI + TRUS biyopsi(füzyon biyopsi)” yapılması konsepti yaygınlaşmıştır. Günümüzde prostat biyopsisi yapılırken birincil amaç klinik önemli kanserleri (csPca’lerini) kaçırmamak olmuştur, ikincil amaç da mümkün olduğu kadar klinik önemsiz kanserleri (cnsPca’lerini) teşhis etmeyebilmek yada bunların teşhisinden kaçınmak olmuştur.

-Bir diğer gelişme de RP uygulamalarının en yararlı ya da en gerekli olduğu hasta gurubunun GGG 3,4,5 olan hastalar olduğu, GGG 2 birçok hastada da uygun tercih olacağı anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle survival açısından maksimal yarar yüksek risk gurubu hastalarda görülmektedir. RP sonuçlarına göre bu hastalardan birçoğuna ilave tedaviler (radyoterapi, androjen deprivasyon tedavisi) gerekebilmektedir. RP uygulamalarında “robot yardımıyla radikal prostatektomi, RARP” tüm dünyada açık RP (ORP)’ye göre daha çok uygulanan yöntem olmuştur, laparoskopik RP uygulamaları (LRP) giderek azalan bir trend göstermiştir. Uzun süreli sonuçlara göre RARP ile ORP arasında onkolojik ve fonksiyonel sonuçların benzerlik gösterdiği, RARP’nin ORP’ye göre “daha kısa hospitalizasyon süresi, daha az kanama ve buna bağlı olarak daha az kan transfüzyonu ihtiyacı göstermesi, ameliyat sahasının görüntülenmesinin optimal olması” gibi avantajları olduğu görülmüştür. Ancak hastanın günlük aktivitelerine, iş gücüne dönüş yönünden sonuçların benzer olduğu, ameliyat öncesi hastaların RARP’den beklentilerinin yüksek olduğu ve buna bağlı olarak bir kısım hastalarda post-op dönemde bazı pişmanlıklar olabileceğine rastlanmaktadır.

-Son yirmi yılda düşük risk gurubu hastalarda RP ile radyoterapinin (RT) onkolojik yönden benzer sonuçlar alındığı da gözlenmiştir. Bu gurup hastalarda AS yerine RP uygulamasına yapılan eleştiriler RT için de geçerlidir. RT genel sağlık durumu iyi, yaşı genç, komorbitesi olmayan yada düşük olan hastalarda definitif tedavi olarak RP tercihinden sonra ikinci tercih olarak yerini almıştır. RT klinik olarak yüksek risk gurubu hastalarda ve RP sonrası patolojik sonuçlara göre “organa sınırlı olmayan kanserli” hastalarda adjuvan yada salvage tedavi olarak yerini almıştır. Uzun süreli sonuçlarda da belirttiğimiz bu gurup hastalarda tek başına RP’ye göre RP + RT nin survival’a katkı açısından daha yararlı olduğu görülmüştür. RT tekniklerinde ve uygulamalarında gelişmeler lokalize prostat kanserlilerde RT’den daha iyi sonuçlar alınmasını sağlamıştır.

-Son iki dekatta androjen deprivasyon tedavisinin (ADT) lokalize düşük risk gurubu hastalarda primer tedavi amacıyla kullanılmasının yararlı olmadığı, hatta birçok zararları olabileceği de anlaşılmıştır. ADT’nin lokalize prostat kanserlerinde primer tedavi olarak yeri oldukça sınırlı olup ADT daha çok RP ve/veya RT ile birlikte adjuvan olarak kullanılmaktadır.

-Lokalize prostat kanserlerinde fokal terapi (FT) uygulamaları “emerging therapy” ler olarak değerlendirilebilirler. Uzun süreli sonuçlarının olmaması, uygulama standardının olmaması (tüm gland versus hemigland uyugulamaları gibi), var olan sonuçların biyopsi ile değerlendirilmesinde birçok hastada viable kanser hücrelerine rastlanması, sonuçların değerlendirilmesinde standartların belirli olmaması(örneğin PSA sonucunun nasıl değerlendirileceği, tedavi sonrası biyopsi gerekip gerekmediğinin belirsizliği gibi) yapılabilecek başlıca eleştirilerdir.

-Prostat kanserlerinde en sorunlu hasta gurubu kastrasyon rezistant prostat kanserlilerdir (CRPC). CRPC’lerinin tedavilerinde de yeni jenerasyon ilaçlarda survival’a katkı açısından olumlu birçok gelişmeler sağlanmasına rağmen halen tatmin edici sonuçlar henüz sağlanamamıştır.

-Son yirmi yılda gerek ameliyat öncesinde gerekse ameliyat sonrasında PET/CT kullanımı yaygınlaşmıştır. PET/CT sonuçlarına göre klinik kararların değişebileceği görülmüştür.

-Tıbbın her dalında olduğu gibi prostat kanseri konusunda da moleküler araştırmalar oldukça yoğun olarak yapılmaktadır. Ancak bunların az bir kısmı klinik uygulamalarda yerini alabilmektedir. Son yirmi yılda prostat kanseri ile ilgili olarak birçok moleküler araştırma sonuçlarından günümüzde yararlanılmaktadır. Örneğin prostat kanseri riskinin BRCA-2 taşıyıcılarında yüksek olması ve bunu taşıyanlarda prostat kanseri taramalarının normal popülasyona göre daha erken başlanması guideline’larda da yerini almıştır. Prostat Adenokanseri kitabımızda klinik uygulamalarda yararlı olacağını düşündüğümüz moleküler araştırmalar, biomoleküler marker’lara da yer verilmiştir. Genel üroloji uzmanı olmam sebebiyle bu konudaki değerlendirme ve yorumlarım eksik bulunabilir.

-Bilimsel gelişmelerin çok hızlı olduğu günümüzde bilgileri yada gelişmeleri kitapta toplamanın gerekli olup olmadığı tartışılabilir. En azından genel kabul görmüş sonuçların toplu olarak kitapta bulunmasının yararlı olacağı düşüncesiyle uzun bir çalışma dönemi sonucunda “Prostat Adenokanseri” kitabım hazırlanmıştır. Geniş literatür verileri yanında klasik “text book”lardan da yararlanılmıştır. Literatürlerdeki verilerin yanında konunun uzmanlarınca yazılan “editorial comment” lerden de yararlanmaya özen gösterilmiştir. Yeri geldikçe konularla ilgili kendi özgün yorum ve değerlendirmelerimiz de yapılmıştır. Eksik yada hata olmamasına azami dikkat edilmesine rağmen eksik yada hatalar olabilir, okuyucunun bu konudaki eleştirilerinin kısmet olursa daha sonraki çalışmalarımıza katkı sağlayacağı inancındayım. Daha önce basılı olarak yayınlanmış “Ürolojide Yeterlilik, Üroonkoloji Notlarım-1, Üroonkoloji Notlarım-2 ve Prostat Gerçeği” kitaplarından sonra “Prostat Adenokanseri” beşincisi olacaktır. Ekonomik şartlar sebebiyle bu kitap “e-kitap” olarak yayınlanacaktır. Üroonkoloji Notlarım-3 ve Üroonkoloji Notlarım-4 kitapları da basıma hazır olmasına rağmen ekonomik zorluklar nedeniyle basılamamıştır. Ekonomik zorlukların bilimsel motivasyonu olumsuz etkilediği tartışılamaz bir gerçektir. Ülkemizdeki hemen her konuda olduğu gibi Türk tıbbını da olumsuz etkileyen karanlık dönemin sona ermesi dileğiyle kitabımın okuyuculara yararlı olmasını diliyorum. Bu kitabın düzenlenmesinde yardımlarını gördüğüm Doç. Dr. Mustafa Sungur, Operatör Doktor Faraj Efendiyev ve oğlum Dr (mühendis) Murat Çetinkaya’ya çok teşekkür ederim.

Prof.Dr. Mesut Çetinkaya Mayıs 2022-Ankara

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.